Türkiye’de algı durumları ve girdaplaşan zihinler – 2 (Soma Örneği)
Evvela Soma’da ölen herkese ALLAH merhamet etsin. Amin.
Bu yazımda;genelde halkların,özelde Türkiye halkının güncel olay ve çok hayat kaybı olan durumlara gösterdikleri reaksiyonların ideolojik,politik yönlerini tartışmaya çalışacağım.
Toplum bizatihi kendisi mutlak doğal bir oluşum değildir.Çünkü onu oluşturan en önemli unsur insandır.İnsan halkların halk olmaklığının öncülüdür.
Dolayısıyle öncülü olan bir oluşumun mutlaklığından bahsedilemez.Tabii insan da kendi türünün çoğulculuğundan istifade ederek kendi kendisini kutsayıp mutlak ilan edemez.
Bir yönüyle bundan ötürüdür ki toplum insan hayatı ve temel insan hak ve özgürlükleri alanında bunların aleyhine karar alamaz.Ayrıca bu kararları başkalarını vekil tayin ederek de aldıramaz.
Toplumun tek sesle dahi olsa etik oluşturma hakkı bulunması saçmadır.Çünkü toplumun hareket mekanizması insana,zamana,mekana,normlara,algılara ve daha birçok değişkene bağlıdır.
Toplumların yaptığı/yapacağı ahlak yasalarını tarihsel zamanla ilişkilendirip bunu çeşitli baskı türleriyle uygulamaya koyması zulümdür.Zulüm bir yönüyle; gücü keşfeden insanın,gücün büyüsüne kapılması,ardından bu büyüden çevresindeki zihinlere küçük haz parçacıkları dağıtarak kendi konumunu korumayı hedeflemesi ve buna da demokrasi demesi ile farklı renk ve şekillerde tezahür etmeye başlamıştır.Bundan dolayıdır ki birbirini ötekileştiren insan toplulukları ne hikmetse “mutlak mazlum”u kendisinin, “mutlak zalim”i ise ötekinin bir vasfı olarak belirlemiştir.Kendi yaptığı “hak” ötekinin yaptığı “zulüm” olmuştur.Bu hemen her grup için söylenebilir.Ve gücün el değiştirmesi ne yazık ki sadece zulmün yönünü değiştirmiştir.
İnsan temelde kendi tahayyülünün ürünü olan bir “kendi olma” durumunu “benlik” adı altında özel bir “ben” olarak yaşar. Buna herhangi bir itirazım olduğunu söyleyemem.
Fakat “kendi olma” durumunu kendi benliğine ve düşüncesine mal etmeksizin tamamen ötekini taklid üzerinden tanımlıyorsa;hatta bu tanımlamayı bile kopyalıyorsa o halde sağlıklı bir “ben” algısından bahsedilemez.Bu tip bir insan sorumsuzdur.Sorumsuzluğundan dolayı körleşmiştir.Akletme kabiliyetini örtmüştür.Bu tip insan ötekinin zannını hakikat addederek yaşar.Tepkilerini de ona göre verir.
Bu türün:
Politik tipleri: Kendini bir siyasi grup üzerinden tanımlar veya siyasi bir kişi üzerinden tanımlar ve o gurubu yada kişiyi mutlaklaştırır.Onların yapıp ettiklerini sorgulamaz,eleştirmez,kutsallık atfeder,yüceltir..Bu grup veya kişiler ister yakın zamanda ister geçmişte olsun farketmez.
İdeolojik tipleri: Etkilendikleri fikirlere körü körüne saplanırlar.Etkilenişlerinin iç dünyalarında yaktığı ilk kıvılcımın doğasını düşünmeyi akıllarına bile getirmezler.Aklın ilkelerinden bihaberdirler.Dolayısıyle aklın işleyiş zincirindeki bir halka kopmuş ve bu tipler de büyülenmişlerdir.
İnsanın “ölüm” ile ilgili duygulanımı mecburen ötekilerin ölümü üzerinden olacaktır.Bununla ilgili yaşadığı duygu durumlarından emin olamayışı da bir belirsizlik korkusunu beraberinde getirir.Tecrübe ederek deneyimleyemediği bir durumu uzak gören insan “ötekinin ölümü” ile bu durumu hatırlamak zorunda kalır.Üzülür,öfkelenir,acıma hisseder,korkar.Bütün bu duyguları kuvvetle muhtemel kendi varlığına en büyük tehdit olarak gördüğü,ne şah ne padişah ne işçi ne emekçi,ne dindar,ne de atesit tanımayan bu “ölüm” belasının kendisine de bir an gelip dadanacağı düşüncesiyle hisseder.
İnsanın “ölüm” ile ilgili tutumları ve duygu durumları bu minvalde anlaşılmaya yakın görünmektedir.Fakat toplumun “ölüm” ile ilgili tutumları ve duygu durumları bir bireyin algıladığından farklı seyreder.Toplum kendi bağrında bulundurduğu gruplarla şizofren bir yapıya sahiptir.Toplum kimlik karmaşası yaşamaktadır.”Ölüm” ile ilgili tutumunu ve duygulanımını özelde her bireyin kendine yaptığı gibi değil de bunu “siyasi görüşüne,ideolojisine” göre şekillendirir ve bu doğrultuda reaksiyon gösterir.
Belki de bu “ölüm”ü bendesi bulunduğu “grubun/oluşumun/düşüncenin ölümü” üzerinden düşünür.Bu sebepledir ki karşısında bir öteki arar.Bulamazsa oluşturma eğilimine girer.Evrilir.Çevrilir.Sonunda da devrilir.
Yakın zamanda ülkemizde Soma’da olan olay üzerine Türkiye toplumunun bazı reaksiyonlarını görüyorum,bunları yukarıda belirtmiş olduğum tartışma ile değerlendiriyor ve üzülüyorum.
Son olarak; asgari ücretin açlık sınırının altında kaldığı bir ülke düşünün..Emekçinin,işçinin hakkının verilmediği bir ülke.. Düşünmeye bile belki fırsat bulamayan bir madenci düşünün.. Düşünme mekanizması,akletme kabiliyeti uyuşturulmaya çalışılan bir toplum düşünün..Yeni değil üstelik bu çaba belki bin’dir yaşı..Sanal kahramanlar üreten sistem sanal senaryolarıyla sanal yayınlarıyla sanal bir mücadele üretti bin yıldır. Birey ise bu zannı hakikat zannetti.
Sonun sonu:
“Akleden bir topluluk için..” der O.
Kusur bizdedir.
Herşeyi hakkı ile bilen şüphesiz O‘dur.
Selam.
Özgün Öztürk
Türkiye'de algı durumları ve girdaplaşan zihinler - 2 (Soma Örneği)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder